11 Şubat 2017 Cumartesi

Ahmet Ay: "Türk Kamu-Sen mi, Ulusol-Sen mi?"

DEVLET Bahçeli, devlet gibi derin akla sahip bir lider.  Muhalefette olduğu halde, Türkiye'nin son 20 yılında ülke yönetimine ciddi katkı sundu.

Sayın Bahçeli 2002 yılında ülkenin sürüklendiği felaketi görerek ortağı olduğu ANASOL-M hükümetine erken seçim kararı aldırmasından, cumhurbaşkanlığı seçilmesinde yaşanan 367 krizinde üstlendiği kritik role kadar hepsi bu derin aklın ürünü. 7 Haziran seçimi sonrası Kılıçdaroğlu'nun “başbakan ol” çağrısını “ahlaksız teklif” olarak değerlendirerek reddetmesi ve FETÖ ile mücadelede hükümete verdiği kritik ve stratejik destek de aynı aklın ürünü. Sayın Bahçeli'nin AK Parti hükümetlerine karşı ana muhalefet partisinden daha etkili muhalefet yaptığı halde bazen sürpriz bir şekilde hükümeti destekleme kararlarının sıradan tercihler olmadığını görmek gerekir.

Yedi düvele karşı

Türkiye, kendisini çevreleyen ateşten çemberin ortasında yedi düvele karşı var olma, yok olma savaşı veriyor. Tarih şuuruna sahip herkes, bu dönem yaşananların dünyanın geleceğine yön verici nitelikte olaylar olduğunun farkında. Yaşananları iyi okuyan ve ustaca rötuşlarla her seferinde belli mihrakların oyununu bozan Bahçeli, anayasa değişikliği konusunda yine sahnede. Her krizde olduğu gibi bu konuda da milletin lehine üstlendiği kritik rol nedeniyle Bahçeli birilerinin duasını alırken, birilerinin de hedefi haline geldi. Her liderin kolay kolay alamayacağı bu kararlarının ardından MHP ve Bahçeli'nin arkasından iş çevirmeye kalkanlar kervanına yeni isimlerin katılmasının tesadüf olduğu düşünülemez.  MHP üzerindeki planlar, anayasa değişikliği referandumu sürecinde yeniden ülkücü camiayı bölme hevesinde olanları harekete geçirdi. Ülkenin geçirdiği zor günler ve Bahçeli'nin derin kararlarını anlamaktan uzak çevrelerin kervanına bu sefer de, Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk katıldı.

Ülkücü camiada fay

Ülkücü memurların çatısı niteliğindeki Kamu-Sen'in Genel Başkanlığını yürüten Koncuk'un sorumsuz tavırları, ülkücü camiada derin bir fay oluşturdu. Koncuk'un bir adım ötesini hesap etmeden yaptığı çıkışlar, Kamu-Sen'i her geçen gün küçültürken, MHP ile de arasının açılmasına neden oldu. Koncuk'un referandumda “Hayır” oyu kullanacağı açıklamasıyla gün yüzüne çıkan sorunun kişisel tercihin ötesinde bir karar olduğu muhakkak. Ülkücü harekette bir bölünmeye neden olabilecek olayların ateşini fitillemekle suçlanan Koncuk'un tavrını yorumlayanlar, Bahçeli muhaliflerinin Kamu-Sen genel merkez ve şubeleri ile ilişkileri de dikkate alındığında, referandum kararının “kişisel karar” olmanın ötesinde bir anlama sahip olduğunu söylüyorlar. Referandum kararı, bardağı taşıran son damlaydı.

Zaten İsmail Koncuk'un sendikacılığı, uzun süredir tartışılan bir mevzuuydu. Koncuk, kendisini konumlandırdığı yerin ne kadar yanlış ve tehlikeli bir yer olduğunun farkında değil. Şubelerinde yaralı teröristleri himaye ve tedavi eden sendikalarla ortak eylem yapılmasıyla yetinmeyen Koncuk, idare ve hükümetle ilişkilerinde de bu Marksist sendikaları kendisine “hiza taşı” kabul etti. Koncuk'un bu popülist tarzından etkilenen Kamu-Sen teşkilatları da bulundukları il ve ilçelerde idareyle kavga etmeyi bir sendikal gereklilik kabul ettiler. Koncuk, bu tavrıyla ülkücü kadroların kamu bürokrasisinden tasfiye edilmesine neden oldu. Türkiye'nin en büyük konfederasyonu olan Kamu-Sen'i, muhafazakâr tarafı körelmiş ulusalcıların güdümüne girerek erite erite bitirme noktasına getiren Koncuk, ülkücü hareketin birlik ve bütünlüğüne zarar veren bir oyunda başrol oynamaya başladı.

Dediklerini nasıl unuttu

İsmail Koncuk, kendisinin Kamu-Sen'in başına getirildiği sürecin üzerinden geçen süre nedeniyle bir unutkanlık hali yaşıyor. Mutlak bir liderlik gücüne sahip olduğu zannıyla hareket eden Koncuk, 450 bin üyeli bir teşkilatın başında olduğunu göz ardı ederek ve üstelik Kamu-Sen'in kurucu iradesiyle istişare etmeden “hayır” oyu kullanacağını açıklıyor. Solcuların dümen suyunda ettiği laflar nedeniyle ülkücü tabanın asabını bozan Koncuk, kendi başına karar alabileceğine hükmetti. Bahçeli'nin AK Parti ile anlaşarak gerçekleştirilmesine destek verdiği hükümet sistemi değişikliği konusunda “Siz bütün bu devlet gücünü başkanlık sistemi altında tek elde toplarsanız, bunun sonucu diktatörlük olur”  diyen Koncuk, uzun süre basın kuruluşları ve teşkilat toplantılarında Bahçeli'nin aksi yönünde başkanlık sistemine eleştiri yaptı.

Sosyal medya hesabında referandum kararının “Hayır” olacağını açıklamasının ardından Kamu-Sen genel merkezi üç kez ülkücülerin baskınına uğradı. Saldırının ardından, “evet” diyerek Kamu-Sen üyelerine zulmeden bir iktidarı desteklemenin kendisini inkâr anlamına geleceğini söyleyen Koncuk, “hayır” cephesinde yer aldığını bir kez daha dile getirdi ve kararlılığını gösterdi ve ardından Kamu-Sen'e bağlı 10 sendika başkanıyla beraber teşkilatının kendisinin yanında olduğunu açıkladı. Koncuk'un bu atağının Bahçeli'ye verilmiş bir mesaj olduğu yorumlarına neden oldu. Ülkücülerin en büyük STK'sının başkanı, Bahçeli'ye rağmen bu “cesur çıkışı”ta bulunuyorsa, bu kararın arka planının olmadığını söylemek mümkün değil. Kararının, Kamu-Sen'i nereye götüreceği göz ardı edilerek yapılan bu açıklamalar, tevile mahal bırakmayacak netlikte bir “bayrak açma”dır.

Geri adım atacak mı?

İsmail Koncuk, gelen tepkilerin ardından nasıl geri adım atacağını da hesaplamıştır muhtemelen. Bu, vaziyeti kurtarır mı bilinmez. Ancak Devlet Bahçeli'ye rağmen Kamu-Sen'de başkanlık yapılamayacağı bilinen bir gerçek. Koncuk'un bu güne kadar bunu anlayamamış olması bir talihsizlik. Ancak kazın ayağının nasıl olduğunu gördükten sonra yaşadıkları hiç kolay bir şey olmasa gerek. Koncuk, birkaç gün ülkücü hareketin ikbali adına sebep olduğu duruma ilişkin açıklama yapmayarak unutulmayı denedi. Ancak, ülkücülerin istişare edilmeden alınan pozisyonu içlerine sindirmeleri mümkün değildi. Nitekim bu baskı, beklenen açıklamayı da beraberinde getirdi.

İsmail Koncuk, açıklamada; “Önümüzdeki sürecin toplumsal bir ayrışma ve cepheleşmeye yol açmaması gerektiği, Kamu-Sen'in, birtakım siyasi tartışmaların odağına yerleştirilmek istendiği, Kamu-Sen'in, kişisel ve özel bir tercih beyanı üzerinden, üyelerinin tercihlerine yönelik kurumsal bir ipotek koymayacağı, bu çetrefilli süreçte her türlü itidal ve fedakârlığın gösterileceği”  söyledi.

Koncuk daha önce yaptığı bir açıklamada sendikacılar için “yuvarlak laflarla sendikacılık olmaz, köşeli laflar edeceksin” demişti. Koncuk'un bu açıklaması, kendisine ait “yuvarlak laflar” sözünü hatırlattı. Yukarıda, özü verilen yuvarlak laflarla uzun uzun izah edilmeye çalışılan açıklamanın özeti şu:  “Bir hata ettim, yanlış bir laf ettim. Bu kavganın beni götürmesinden korkuyorum.   Keşke yapmasaydım ama bir kere ‘hayır' diyeceğimi açıklamış oldu. Ama benim ‘hayır' demem, teşkilatı bağlamaz. Teşkilatım ‘evet' diyebilir. Bundan sonra efelenmeyeceğim. Ben ettim sen etme.” anlamına gelen laflar. Koncuk'un açıklamasının satır aralarında arif olanların anlayacağı yukarıdaki ifadeler mevcut.

Ancak CHP, HDP, FETÖ, PKK ile aynı safta olmasının gerekçeleri ise hâlâ izaha muhtaç bir muamma olarak duruyor.

http://www.milatgazetesi.com/turk-kamu-sen-mi-ulusol-sen-mi-makale-105347

0 yorum:

Yorum Gönder