10 Şubat 2017 Cuma

Abdurrahman Dilipak: "Koblenz sendromu"

Avrupa’da aşırı sağcı ittifak oluşuyor! İç savaşın tarafları belli oldu.. Demokrat, Liberal, Sol/Sosyal Demokrat ve Yeşiller bir cephe, Irkçılar karşı cephe..

Şu anda batıda Irkçılar, milliyetçi-sağ koalisyon en az % 40 seviyesindeler. Bazı bölgelerde bu oran daha şimdiden % 5 seviyesinde..

Aslında ırkçılara kiliseden ve sosyalistlerden büyük kayma var. Hatırlayın, Sovyetler dağıldıktan sonra Kızılordu’nun askerleri nereye savruldular. Bir kısmı mafyalaştı, bir kısmı ırkçı oldu. Sırplar da öyle değil mi? Bosna’da yaptıkları neyin nesi idi?

Demokratların ne yapacağı belli olmaz.. Çıkarları söz konusu olduğunda çoğu saf değiştiriyor..

Batı medyası, Koblenz gerçeği karşısında kafasını kuma soktu.. Karşı çıkar gibi yaptılar ama, bu işin çok da büyütülmesini istemediler.. Ama derin bir korku, derin bir endişe içindeler..

İşin daha vahim yanı, Liberal, Sosyal Demokrat, Yeşil ailelerin çocukları ya hippi oluyor ya ırkçı.. Asıl derin gerçek şu: Avrupa’da gençlik kimlik arıyor.. Giderek artan bir şiddet eğilimi var. Aile dağılıyor. Zaten çocuk fazla yok.. Olanlar da gelecek için umut vadetmiyor. Çoğu hedonist. İnanç olarak agnostik. Evlenmiyorlar. Evlenseler de aile hayatları yok. Çocuk yapmıyorlar, devam eden evliliklerin ise mutluluk katsayısı çok düşük. Aile bağları çok zayıf ve sadakat yok gibi. Birlikte yaşam diye bir şey uydurmuş gidiyorlar..

Batı medyası onları “Sağcı popülist liderler” olarak tanımlıyor.Yaptıklarını gelip geçici bir heves gibi görme eğiliminde..Bundan derin bir kaygı duyan da var. Koblenz adının kirletildiğini düşünen de. Bu buluşmanın engellenmesini isteyenler, hatta Almanya’daki ev sahibi ırkçı partinin kapatılmasını isteyenler de oldu, ama mahkeme kapatma kararı vermedi..  Koblenz buluşması Avrupa’da yeni bir aşırı sağcı ittifakın oluşmakta olduğunu apaçık ortaya koydu ve bu ihtimal Avrupa için korku ve endişe sebebi oldu.. Şimdi aşırı sağcılar tarafından sınanan köklü siyasal partiler, karşı strateji geliştirme arayışına girdiler. Bir yanda da devletler bu gidişata karşı çözüm arayışına girdiler..

Avrupa’da yerli-yabancı düşmanlığı, kendi içlerinde bir sağ-sol çatışmasına sebep olabilir..

Irkçılar bugün daha çok yabancı düşmanlığı ve İslamofobia ve Türk düşmanlığı ile kendilerini dışa vuruyorlar.. Bu durum AB’nin temellerini sarsabilecek yeni ve önü alınamaz çatışmalara kapı aralayabilir..

Batı zaten sorunlu bir kördüğüme dönüştü.. “Demokrasi-barış” şemsiyesi altında, mesela ne kadar PKK’lı, FETÖ’cü, DHP-C’li, Halkın Mücahidi gibi terör sempatizanı varsa içine aldı. Hedef ülkelere karşı kendi içinde birilerini örgütledi.. Gelinen noktada “keskin sirke küpüne zarar vermeye” başladı..

Fransa’dan Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen, Hollanda’dan Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders’in de aralarında olduğu sağcı popülist partilerin liderleri, Almanya için Alternatif (AfD) partisi lideri Frauke Petry’nin ev sahipliğinde Almanya’nın Koblenz kentindeki kongrede birlikte el ele tutuşup, 2017’de Avrupa’da yapılacak seçimlerde zafer kazanacakları, “Yeni Avrupa”yı inşa edecekleri mesajını verdiler. “Yeni Avrupa!?”nın nasıl bir şey olacağını hep birlikte göreceğiz.. Dine sığınamazlar, çünkü din artık onlar için birleştirici bir unsur değil. “Ulus” da, Westfalia da üretilen sanal ve suni bir kimlikti.. Coğrafyayı paylaşamazlar. Böyle giderlerse 100 yıl savaşlarına geri dönerler. Ve sonunda bu iş katliamlarla dolu kanlı bir maceraya ve daha sonra da bir felakete dönüşür..

Göreceksiniz “Koblenz sendromu” için 2017 bir milat olacak. Merkel, PEGIDA ile baş edemeyecek! Başkalarının gözünde çöp arayan batı entelijansiyası, bugüne kadar kendi gözündeki merteği görmedi. Göremedi veya görmek istemedi.. El aleme akıl verirken kendi evlerinde olanları görmediler.. Kafalarını kuma soktular. Burunları havada idi, ayaklarının ucunu bile görmediler. Gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var hissetmiyorlardı..

Batılılar kendilerine ipek bir koza örüp, içine saklanırlar ve sonra da ölümü beklerler.. Batının ipeksi, kelebeksi dünyası böyledir. Mesela Alman Marshall Fonu’ndan Dr. Timo Lochocki’ye göre “Koblenz buluşması gerçek bir siyasi ittifak oluşturmaktan çok medyanın ilgisini çekme amaçlı bir halkla ilişkiler faaliyeti.” Beyefendi tanımladı ya, artık rahat. O görevini yaptı. Sonra bir başkası başka bir şey söyleyecek ve bunlar uzun tartışmalara kamuoyu araştırmaları, teoriler ve kehanetlerle bitmek tükenmek bilmeyen lobi faaliyetleri ile kariyerlerini sürdürecekler.. İşleri bu. Ama kendi fantezilerini bilim ve felsefe ile süsleyip pazarlamaya devam edecekler. Zaman içinde politik programlar bu kaynaktan beslenecekler, onlar iktidar üzerinden bunu diplomatik ve askeri projelere döndürecekler.. Bütün bunları yaparken de hayattan uzaklaşacaklar ve sonra da hayatı kendi projelerine göre yönlendirmek için politik müdahalelerde bulunacaklar. Ah küçük prens! Ne kadar garip işler oluyor bu dünyada değil mi?

Evet, bunlar çelişkili şeyler söylüyorlar ve gerçek bir birlik oluşturmaları zor. Ama ortak bir düşmanları/korkuları var. Ve ötekiler onları dış bir tehdit ile bir arada tutmaya yetiyor. Ve tabi sürekli eylem halindeler.. Batıda esen rüzgar, onların yelkenlerini şişiriyor.. Siz onların ne yaptıklarını anlayana kadar, “atı alan Koblenz’i geçti bile bayım!” Şimdi Koblenz’i bırakın Wilders’in Hollanda zaferini nasıl engelleyeceksiniz ona bakın!

Neyse, bu konuya yarın da devam edelim. Selam ve dua ile..

http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/koblenz-sendromu-18221.html

0 yorum:

Yorum Gönder